Discover Forenscope

Check our different articles and studies about both Forensic Science and Forensic Medicine

10 min

Biyolojik Delillerin Kalıcılığı:

Cinsel saldırı olgularını değerlendirecek olan bir hukukçu ya da hekimin kriminal laboratuvarlardan gelen bulguları doğru değerlendirebilmesi açısından; bu delillerin saptanma süresi, testlerin gücü gibi konuları bilmesi zorunludur. Aşağıda bu konuda meslektaşlarımıza faydalı olabilecek bilgiler sunulmuştur.

Şikayetçinin Muayenesi

Sperm varlığı;

Cinsel saldırı olgularında, vajinal ve anal sürüntü örneklerinden spermatozoanın tespiti sıklıkla cinsel aktivitenin kanıtı olarak gösterilir. Ejakulasyonun olduğu ve sperm kalitesinde herhangi bir sorun bulunmadığı durumlarda spermatozoanın cinsel ilişkiden itibaren 48 saate kadar ve bazı durumlarda 6 güne kadar geçen sürelerde vajinal ve anal svaplarda tespit edilebileceği gösterilmiştir [1,2]. Bununla birlikte, değerlendirilen gerçek vaka çalışmalarının büyük bir kısmında, hiçbir spermatozoa saptanmamıştır [3-5]. Bunun nedeni prezervatif kullanılmış olması, ejakulasyonun gerçekleşmemesi, saldırganının azospermisi olması, numunenin yetersiz olması veya numune alma sırasında sperm hücrelerinin zaten bozulmuş olması kaynaklı olabilmektedir.

DNA saptanması;

Ayrıca ellerden veya tükürükten transfer olan hücreler ile özellikle boyun ve göğüslerdeki öpme ve ısırık bölgeleri ile vücudun diğer bölümlerinde toplanacak örnekler önemli DNA kaynakları olarak kabul edilir. Kontrollü şartlar altında gerçekleştirilen deneylerde cilde transfer edilen tükürüğün 96 saate kadar kalıcılık gösterdiği bildirilmiştir [6].

Buna karşılık cilt hücrelerinin zayıf bir DNA kaynağı olduğu düşünülmektedir. Cilt temasından elde edilen DNA'nın, doğrudan temastan sonra bile daha az sıklıkla tespit edildiği ve başka bir kişinin vücudu üzerindeki kalıcılığının fazla olmadığı gösterilmiştir [7]. Bunun yanında vücutta biriken epitel hücrelerinin kalıcılığının ve tespitinin, yeni temaslar, aktiviteler ve kişisel hijyen (banyo ve duş) gibi faktörlerden etkilenmesi muhtemeldir. Ayrıca bu bahsedilen mekanik uzaklaştırmalara ek olarak epitel hücrelerinin hızlı bir şekilde bozulması beklenen bir durumdur.

Standart otozomal analizlerde vajinal sürüntülerden alınan DNA örneğine kadın mukoza hücreleri hakim olduğundan genellikle erkeğe ait DNA baskılanır. Böylece ya erkeğe ait profil hiç elde edilemez ya da çoğunlukla karışık DNA profili şeklinde elde edilebilir. Erkeğe ait örneğin az olduğu böylesi durumlarda elde edilen karışım profilinin yorumlanması zordur. Hatta olayda birden fazla saldırgan varsa yorum daha da güçleşebilir. Fakat böyle durumlarda, Y kromozomu üzerindeki erkek DNA'sını hedefleyen Y-STR analizi ile sonuç alınması muhtemeldir. McDonald ve ark.’ları [8], spermatozoa tespit edilemeyen bazı vakalarda 48 saate kadar Y-STR profilinin kalıcılığını bildirmiştir. Ancak Y-STR analizleri aynı ata soyundan gelen erkek bireyler arasında ayrım yapamaz. Örneğin olayın şüphelilerinin baba ve oğul olduğu bir olguda iki şüphelide aynı Y kromozomuna sahip olduğundan olayın failinin hangisi olduğu Y-STR analizi ile belirlenemez.

Casey ve arkadaşlarının yaptıkları bir çalışmada vajinal sürüntülerde sperm tespit şansının, cinsel ilişkiden 72 saatlik bir süre sonunda oldukça azaldığı sonucuna ulaşılmıştır (3). Aynı şekilde Fonnelop ve arkadaşları tarafından 2019 yılında gerçek cinsel saldırı olgularından elde edilmiş biyolojik delillerin değerlendirildiği bir çalışmada, saldırı sonrası en fazla 72 saate kadar toplanmış numunelerde DNA profili elde edilebildiği bildirildi. Yazarlar 80. ve 96. saatte toplanmış iki numunede ise mikroskobik incelemede spermatozoa tespit edilmesine rağmen hiçbir DNA profili elde edilemediğini rapor ettiler. Fakat daha önce yayınlanmış birkaç makalede cinsel ilişki sonrası 5 ila 7 gün sonrasına kadar sperm hücrelerinin saptanabildikleri bildirilmişti [1,3,4,9].

Bu farklılıkların bir kısmının örneklerin mikroskopi için hazırlanmasındaki yöntem seçiminden kaynaklanabileceği düşünülmektedir [4]. Bazen de cinsel saldırılar sonrası toplanan örneklerde suçla ilişkisi olmayan mağdurun eşine veya partnerine ait DNA profili elde edilebilir ki, bu hiç de az rastlanır bir durum değildir. Bu tür olgularda laboratuvar sonuçları değerlendirilirken dikkat edilmelidir.

Gerçek cinsel saldırı olgularının geriye dönük olarak değerlendirildiği Norveç’teki bir çalışmada 94 örnekte spermatozoa tespit edilmiş olmasına rağmen herhangi bir DNA profili elde edilemediği bildirilmiştir. DNA profiline ulaşılamamasının nedeni, donör hücrelerinin fazla olduğu örneklerde yaygın bir olay olan ekstraksiyon sırasında hücre kaybı ve örneklerde az sayıda sperm hücresi bulunması şeklinde açıklanmaktadır [10-11]. Bu vakalarda herhangi bir DNA profilleme sonucu olmadığı için bu hücrelerin vaka ile ilgili olduğundan emin olunamaz. Fakat yakın bir zamanda cinsel birleşme gerçekleştirildiğinin güçlü bir kanıtı olarak kabul edilir.

Normal sperm kalitesine sahip bir erkekten bir ejakulasyon meydana geldiyse ilk 24 saat içerisinde elde edilen vajinal sürüntü örneklerinden sperm hücrelerinin saptanması beklenir [1,2]. Fakat gerçek cinsel saldırı olgularının değerlendirildiği bir çalışmada saldırıdan sonraki 24 saat içinde toplanan örneklerin %70'inde saldırgana/şüpheliye ait sperm tespit edilemediği bildirilmiştir. Yazarlar bu durumu değerlendirdikleri cinsel saldırı vakalarının çoğunda, mağdurun alkol veya uyuşturucunun etkisi altında veya uykuda bulunduğundan dolayı varsayılan cinsel aktivitenin ayrıntılarını hatırlayamadıklarını, dolayısıyla olumsuz bulguların cinsel aktivite olarak değerlendirildiği, ejakulasyonun olmaması veya kondom kullanma gibi sebepler ile açıklanabilmesinin mümkün olabileceğini belirtmişlerdir [10]. Bundan dolayı, saldırıdan sonraki örnek toplama işlemi erken süreçlerde gerçekleştirilmiş olsa dahi deri, eller veya penis sürüntüleri gibi ek örneklemelerin mutlaka yapılması gereklidir. Ayrıca ejakulasyon gerçekleşmiş ancak örnek toplamada geç kalınmış olgularda mutlaka vajinal arka forniksten (kalıcılık daha fazla olduğundan) günler sonra bile örnek alınmalıdır [12].

Rektal sürüntülerde Casey ve ark. [3] 48 saat içinde toplanan örneklerin çoğunluğunda sperm pozitif sonuçlar elde edilebildiğini bildirmiştir. Diğer bir çalışmada ise 24 saate kadar toplanan örneklerin çoğunda DNA profili elde edilebildiği ancak sadece bir olgunun 35. saat örneğinde pozitif DNA profili elde edilebildiği rapor edilmiştir [10].

Ağız içi bölgesinin dinamik yapısından dolayı genellikle oral sürüntülerde sperm hücrelerini saptamak daha zordur. Willot ve Crosse [13], saldırı sonrası toplanan örneklerin bir bölümünde oral sürüntülerde 8 saate kadar ve tükürük örneklerinde 13 saate kadar sperm hücrelerini saptayabildiklerini belirtmişlerdir. Fonnelop ve ark. benzer şekilde 12 saate kadar 73 numunenin sadece 8’inde pozitif bulguya ulaştıklarını bildirdiler. Casey ve ark. [3] ise sperm hücrelerini 15 saatten sonra tespit etme olasılığının oldukça düşük olduğunu gözlemlediler. Bu çalışmalar istismar iddiası bulunan olgularda oral yoldan örneklemenin saldırıdan sonraki çok kısa süreçler içerisinde yapılması gerektiğini göstermektedir.

Eğer mağdur muayene öncesi duş almamış ise deri üzerinden toplanan örneklerde de pozitif sonuç elde etme oranı oldukça yüksektir. Mağdurun boşalmayı açıklaması durumunda bu örneklerin mutlaka toplanıp analiz edilmesi gerekmektedir. Bu tür olgularda seminal lekelerin vücut üzerindeki yerleri adli ışık kaynakları sistemleri ile rahatlıkla tespit edilebilmektedir. Yapılan bir çalışma 24 saat içinde deri yüzeyinde spermlerin saptanma olasılığını %62 olarak bildirmiştir [10].

Vajinal sürüntülerde sperm tespit edilmediyse, dış vajinal/anal sürüntüler genellikle failden gelen epitel hücrelerinin varlığı açısından analiz edilir. Bununla birlikte, özellikle temastan bu yana geçen süre arttığında, bu örnekler üzerinde şüpheliye ait epitel hücrelerini tespit etme şansının küçük olduğu bilinmektedir. Gerçek cinsel saldırı olguları üzerinde yürütülen bir araştırmada 12 saat içerisinde toplanan dış örnekler (vajinal/anal) üzerindeki analizlerde olguların yaklaşık %10’ununda (346 örneğin 34’ünde) olayın şüphelisine ait DNA profili saptandığı gösterilmiştir. Benzer bulgular, deri üzerinde biriken deri hücrelerinin kalıcılığı üzerine yapılan kontrollü bir deneyde de gözlenmiştir [7]. Ayrıca bu çalışmada temasın üzerinden üç saat geçtiğinde DNA profili elde edilme olasılığının önemli ölçüde azaldığı rapor edilmiştir [7].

Genel olarak saldırıdan sonraki 48 saatlik süreç sonunda ellerin, cilt ve üzerindeki bir profilin epitelyal kalıcılığının çok düşük olduğu bilinmektedir. Gerçek vaka örneklerinin incelendiği bir çalışmada olaydan 43 saat sonrasına kadar cilt sürüntülerinden pozitif sonuçlar elde edilmiştir [10] 24 saatten sonraki pozitif sonuçların mukozal epitel hücrelerinin varlığı ile açıklanabilmesi daha olası görünmektedir. Yapılan çalışmalar cilde ait epitel hücrelerin vajinal mukozal hücrelere [14] kıyasla ellerden [15-16] veya tırnaklardan [17] oldukça hızlı bir şekilde azaldığını göstermiştir. Burada dikkat edilmesi gereken önemli nokta, mağdur ve şüpheli arasında olay öncesi yakın zamanlarda tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde sosyal bir ilişki tespit edilmişse bu durumda tırnak altı sürüntülerinin kesin delil sağlamayacağıdır.

Tükürüğün deri üzerindeki tespiti;

Cilt üzerinde biriken epitel hücreleri için gösterilen daha kısa kalıcılığın aksine [7], tükürüğün deride kalıcılığı 96 saate kadar gösterilmiştir [6]. Tükürüğün deri üzerindeki tespiti rutin analizlerde α-amilaz testi ile yapılır. Ancak bu test yalnızca varsayımsal bir testtir ve α-amilaz aktivitesi de zamanla azalabilir. Dolayısıyla tükürük bulunmasına rağmen pozitif bir test elde edilemeyebilir. Son yıllarda vücut sıvılarının kesin tespiti için mRNA temelli olan, sonuçları son derece yüz güldürücü yeni yöntemler kullanıma sunulmuştur. Yöntemler henüz pahalı olmasına rağmen gelişmiş teknolojik imkanlara sahip adli kriminal laboratuvarlarda kullanılmaya başlanmıştır. Bunun yanında yeni nesil dizileme yöntemlerinin kullanımının yaygınlaşması neticesinde adli mikrobiyal genetik çalışmalarda da oldukça umut vaat eden sonuçlar elde edilmeye başlanmıştır. Özellikle insan DNA’sına ait delillerin elde edilemediği ya da yetersiz kaldığı cinsel saldırı olgularında metagenomik düzeyde mikrobiyal analizlerin olayın çözümü için katkı sunma potansiyelinin oldukça fazla olduğu gösterilmiştir [18-20]. Yakın zamanda yayınlanan bir çalışmada Karadayı ve arkadaşları kurguladıkları cinsel saldırı olgu modelleri aracılığıyla saldırıdan 48 saat sonra dahi deri üzerindeki tükürük varlığının mikrobiyal metagenomik yöntemler ile tespit edilebileceğini ortaya koymuşlardır. Araştırıcılar ayrıca saldırıdan sonraki ilk 48 saat içerisinde mağdurun göğüs cildi üzerinden toplanan örneklerin metagenomik analizleri ile olguların en az %92’sinde olayla ilgisi bulunmayan şüphelilerin dışlanabileceğini bildirdiler [18]. Bu alanda çalışan uzmanlar, mevcut biyoinformatik analiz yöntemlerinin geliştirilmesi ile mikrobiyal metagenomik analizlerin olgu çözümünde kullanım potansiyelinin çok daha fazla artacağını ileri sürmüşlerdir [18,21].

Kaynak: https://www.yorulmazmedikolegal.com/cinselsaldirispermtespiti/

Yazarlar:

Doç. Dr. Beytullah Karadayı

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp AD, mail:beykara@iuc.edu.tr

Dr. Öğr. Üyesi Şükriye Karadayı

Altınbaş Üniversitesi, SHMYO. Adli Fen Bilimleri Uzm., mail:sukriye.karadayi@altinbas.edu.tr

Kaynaklar

1. Davies, A., & Wilson, E. (1974). The persistence of seminal constituents in the human vagina. Forensic science, 3(1), 45-55.

2. Astrup, B. S., Thomsen, J. L., Lauritsen, J., & Ravn, P. (2012). Detection of spermatozoa following consensual sexual intercourse. Forensic science international, 221(1-3), 137-141.

3. Casey, D. G., Domijan, K., MacNeill, S., Rizet, D., O'Connell, D., & Ryan, J. (2017). The persistence of sperm and the development of time since intercourse (TSI) guidelines in sexual assault cases at Forensic Science Ireland, Dublin, Ireland. Journal of forensic sciences, 62(3), 585-592.

4. Willott, G. M., & Allard, J. E. (1982). Spermatozoa—their persistence after sexual intercourse. Forensic science international, 19(2), 135-154.

5. Hellerud, B. B., Bouzga, M., Hoff-Olsen, P., & Mevåg, B. (2011). Semen detection: A retrospective overview from 2010. Forensic Science International: Genetics Supplement Series, 3(1), e391-e392.

6. Kenna, J., Smyth, M., McKenna, L., Dockery, C., & McDermott, S. D. (2011). The recovery and persistence of salivary DNA on human skin. Journal of forensic sciences, 56(1), 170-175.

7. Bowman, Z. E., Mosse, K. S., Sungaila, A. M., van Oorschot, R. A., & Hartman, D. (2018). Detection of offender DNA following skin-to-skin contact with a victim. Forensic science international: genetics, 37, 252-259.

8. McDonald, A., Jones, E., Lewis, J., & O’Rourke, P. (2015). Y-STR analysis of digital and/or penile penetration cases with no detected spermatozoa. Forensic Science International: Genetics, 15, 84-89.

9. Allard, J. E. (1997). The collection of data from findings in cases of sexual assault and the significance of spermatozoa on vaginal, anal, and oral swabs. Science & Justice, 37(2), 99-108.

10. Fonneløp, A. E., Johannessen, H., Heen, G., Molland, K., & Gill, P. (2019). A retrospective study on the transfer, persistence, and recovery of sperm and epithelial cells in samples collected in sexual assault casework. Forensic science international: genetics, 43, 102153.

11. Vuichard, S., Borer, U., Bottinelli, M., Cossu, C., Malik, N., Meier, V., ... & Castella, V. (2011). Differential DNA extraction of challenging simulated sexual-assault samples: a Swiss collaborative study. Investigative Genetics, 2(1), 1-7.

12. Eşiyok B., Yorulmaz C., Balcı YG. (2001). Cinsel saldırılarda postkoital interval. Adli Tıp Dergisi, sa.15, ss.84-92.

13. Willott, G. M., & Crosse, M. A. (1986). The detection of spermatozoa in the mouth. Journal of the Forensic Science Society, 26(2), 125-128.

14. Flanagan, N., & McAlister, C. (2011). The transfer and persistence of DNA under the fingernails following digital penetration of the vagina. Forensic Science International: Genetics, 5(5), 479-483.

15. Szkuta, B., Ballantyne, K. N., & van Oorschot, R. A. (2017). Transfer and persistence of DNA on the hands and the influence of activities performed. Forensic Science International: Genetics, 28, 10-20.

16. Szkuta, B., Ballantyne, K. N., Kokshoorn, B., & van Oorschot, R. A. (2018). Transfer and persistence of non-self DNA on hands over time: using empirical data to evaluate DNA evidence given activity level propositions. Forensic Science International: Genetics, 33, 84-97.

17. Iuvaro, A., Bini, C., Dilloo, S., Sarno, S., & Pelotti, S. (2018). Male DNA under female fingernails after scratching: transfer and persistence evaluation by RT-PCR analysis and Y-STR typing. International journal of legal medicine, 132(6), 1603-1609.

18. Karadayı, S., Arasoglu, T., Akmayan, İ., & Karadayı, B. (2021). Assessment of the exclusion potential of suspects by using the microbial signature in sexual assault cases: A scenario-based experimental study. Forensic science international, 325, 110886.

19. Kapoor, P., & Chowdhry, A. (2018). Salivary signature in forensic profiling: A scoping review. Journal of forensic dental sciences, 10(3), 123.

20. D’Angiolella, G., Tozzo, P., Gino, S., & Caenazzo, L. (2020). Trick or Treating in Forensics—The Challenge of the Saliva Microbiome: A Narrative Review. Microorganisms, 8(10), 1501.

21. Costello, E. K., Lauber, C. L., Hamady, M., Fierer, N., Gordon, J. I., & Knight, R. (2009). Bacterial community variation in human body habitats across space and time. science, 326(5960), 1694-1697.

22. Cina, S. J., Collins, K. A., Pettenati, M. J., & Fitts, M. (2000). Isolation and identification of female DNA on postcoital penile swabs. The American journal of forensic medicine and pathology, 21(2), 97-100.

23. Farmen, R. K. B., Haukeli, I., Ruoff, P., & Frøyland, E. S. (2012). Assessing the presence of female DNA on post-coital penile swabs: Relevance to the investigation of sexual assault. Journal of forensic and legal medicine, 19(7), 386-389.